KENDİNİ BEĞENMİŞLİK

KENDİNİ BEĞENMİŞLİK

"Âlemlerin Rabbi, Melik'i, İlah'ı olan yüce Allah'a sonsuz hamd-ü senalar olsun ve insanların tanıyıp idrak edebildikleri nispetince sevebildikleri son peygamber, önderimiz Muhammed'e (S) salat-u selam olsun" diyerek siz kardeşlerimi selamların en güzeliyle selamlıyorum.

Bu editör yazımızda yine kalbi hastalıklarımızdan olan ‘’Kendini Beğenmişlik’’ konusu üzerinde duracağız. Unutmayalım ki, bu tarz hastalıklar vahyi doğru algılamamızın önünde perdeler oluştururlar. Böylelikle doğru şeyler yaptığımız zannıyla öteki dünyamızda düş kırıklıkları yaşarız. Dilerseniz şimdi konumuza geçelim.

Kendini beğenmişliğin bir yönü anlatılırken şöyle deniliyor; "Kişiye kendi kötü amelinin süslü ve güzel görünmesi ve o kişinin kendini beğenmişliğe kapılarak güzel bir şey yaptığını zannetmesidir. Diğer bir yönü ise kulun Rabbine iman etmesi ve bu imanıyla Allah’a minnet etmeye kalkışmasıdır." Allah için yaptığımız amellerimizin çokluğuyla övünüp, kendimizi kusursuz ve arınmış görmek ve bu sebeple İslami sorumluluklarımızı yerine getirme noktasında kendimizi naza çekmek gibi davranışlar bizim kendini beğenmiş biri olduğumuz anlamına gelir. Tabii hiç kimse kendisinde böyle bir durumun olduğunu kabullenmek istemez. Yapıp ettiğimiz şeyler zaten kendi iç arınmamız ve mutluluğumuz içindir. Bu yüzden de Allah’a iman etmemizden ötürü biz Allah’a değil Allah bizlere minnet edecek konumdadır. İşte Rabbimiz bu yanlış algılama biçimini Kalem suresinde yeriyor ve diyor ki; Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar ağır borç altında mı kalıyorlar? (Kalem–46) Seyyid Kutup bu ayeti şu şekilde aktarıyor. "Yoksa doğru yolu bulmalarına karşılık olarak istediğin bu ağır ücret mi onları burun kıvırmaya, Allah'ın ayetlerini yalanlamaya ya da umursamamaya sürüklüyor? Ödemek zorunda kaldıkları bu ağır bedel mi onları bu iğrenç akıbeti tercih etme durumunda bırakıyor ?" Allah’ın mesajlarına karşı gösterdiğimiz bu burun kıvırma, Allah’ın ayetleri yokmuş gibi davranma, umursamama gibi haller kendimizi beğenmişliğin işaretlerindendir. Yukarıdaki ayette hakikati inkâra şartlanmış olanların, Peygamberleri sanki kendilerinden ücret istiyormuş gibi bir davranış içerisinde bulunmaları konu edilmiş. Burada dikkat çekici ve kötü olan şey Müslümanlık iddiasında bulunan bizlerin bu hakikati inkâr edenlerle aynı davranışları gösteriyor olmamızdır. Müşriklerle aynı özelliği taşıyan bu davranışlarımızdan bir an önce uzaklaşmalıyız. Allah’a iman etmiş bir kimse Allah’ın ayetlerine burun bükmez, yapması gerekenler konusunda kendisini naza çekmez ve umursamaz tavırlar içerisinde yer almaz.

İyi özelliklere sahip Müslümanlar çokça yapıp ettikleri amellerinden dolayı Allah’a minnet edip kendilerini naza çekmek ve kendilerini hatasız görmek suretiyle ‘’kendini beğenmişliğe’’ kapıldığı gibi, uygunsuz davranış sahibi kişiler de yapıp ettiklerinin güzel şeyler olduğu zannıyla bu hastalığa kapılabilirler. Şunu unutmayalım ki, kendini beğenmişlik güzel amellerimizi kuşatıp geçersiz ve batıl kılar. Daha vahim olan ise birçoğumuzun "kendini beğenmişlik" duyguları içerisinde hareket ettiğini fark etmemesidir. Bu özelliği içerisinde barındıran kardeşlerde öne çıkan şey Allah’ın en sevdiği kulun kendileri olduğunu düşünmeleri ve Allah’ın sevgili kulları, takva sahipleri anıldığında kendilerinden bahsedildiğini sanmalarıdır. İmani yetileri ve amelleri sebebiyle haşa Allah’ı kendilerine karşı borçlu gibi görüp bu şekilde hal ve hareketlere bulunurlar. Öyle ki, bu tarz kişiler zaman içerisinde kendilerini diğer insanlardan / kardeşlerinden üstün görmeye başlarlar. Hatta bu durum öyle bir hal alır ki, artık diğer kardeşlerinin işlediği Salih amelleri sürekli tartışmaya açık şeyler olarak görür ve onların kalblerinde olanı karalar dururlar, ama kendi amellerini tartışma ve eleştiriden uzak sayarlar. Kendini beğenmiş kişiler hamd etme konusunda yetersizdirler. Gelen iyiliklere avuç açarken, sınanmalarının gereği olan musibetleri içten içe kabullenmeyen bir anlayışa ve itiraza sahiptirler. Çünkü her şeye kendilerinin layık olduğu konusunda şartlanmışlardır. Öyle ki, Allah’a isyan eden müşriklere verilen rızka imtihan çerçevesinde anlam veremezler.

Bir diğer husus ise kâfir, münafık, müşrik, kötü ahlaklı ve rezil kimseler ve günahkârlarla, isyan ehli kişilerin kötü ahlakları, kötü alışkanlıkları yüzünden kendilerini beğenmişliğe kapılıp kendi durumlarından mutluluk duyarlar. Böyle düşünmelerini sağlayan şey, gösterdikleri bu kötü davranışların kendi çevrelerinde övgü sebebi sayılmasıdır. Tabii bu ancak bir vakte kadar devam etmesi mümkün olan bir aldanıştır. Bu kişiler kendilerinin özgür bir ruha sahip olduklarını, mert ve yiğit kişiler olduklarını düşünürler. Yaptıkları şeyleri çağdaşlığın ve gelişmişliğin göstergesi olarak görürler. Güzel ahlak ve üstün yetilerin de insanların zavallılığından, güçsüzlüğünden ve özgürleşemediğinden kaynaklandığını savunurlar. Birbirleri arasındaki üstünlük maddi konumları ile alakalıdır. Dünyevi kazançları ve statüleri sebebiyle birbirlerine ne kadar söz geçirebildikleri oranda kendilerini beğenmişlik duygusuna kapılırlar. Yaptıkları bütün kötü davranışlar kendilerini beğenmişlik sebebiyle hep güzel ve süslü gözükür. Bu yüzden yapılan şeylerin doğruluğu zannıyla hakkı görebilmelerinin önünde perdeler oluşmuştur. Cahil ve her şeyden habersiz olmalarına rağmen kendilerini bilgili ve çağdaş zanneden, her şeyden haberdar olduklarını sanan bu kişiler aslında insanların en zavallıları durumundadırlar. Ancak ne yazık ki, bu düşünceye sahip olanlar en büyük kayba uğrayacak olanlardır.

103- Ey Muhammed, dedi ki; "Çalışmalarında en ağır kayba uğrayanları size haber verelim mi?"

104- "Dünya hayatında bütün emekleri boşa gittiği halde çok iyi işler yaptıklarını sananların kimler olduğunu size söyleyelim mi?"

105- Bunlar, Rabb'lerinin ayetlerini ve O'nun huzuruna çıkaracaklarını inkâr edenlerdir. Bu yüzden onların iyi işleri geçersiz olmuştur. Kıyamet günü onların yaptıkları işleri tartıya almayız, kendilerine değer vermeyiz. (Kehf Suresi)

Burada bütün emeklerin boşa gitmesine sebebiyet veren şey insanın kendini beğenerek üzerindeki kötü hal ve hareketlerinin farkına varamamasıdır. Sürekli iyi işler yaptıklarını sanacaklar ama öteki dünyada kendilerine hiç değer verilmeyecek. Aslında kendini beğenmiş biri için, ona değer verilmeyecek olması en büyük cezadır. Bu nedenle küçük günahları önemsemeliyiz. Çünkü küçük günahlar önemsenmezse bu günahlar daha büyük günahlara kapı aralar. Bu günahları küçümseyip defaatle tekrarlarsak bu sefer günahları önemsemeyiz ve sürekli daha büyük günahlar işlemek durumunda kalırız ve zaman içerisinde bundan rahatsızlık duymamaya başlarız. Sonunda günahlar haramlara, haramlar da bizleri küfre kadar götürür. Bu da bizleri sadece kendini beğenen kişiliklere dönüştürür ki, bundan sonra tekrar hidayet bulmamız oldukça zorlaşacaktır. Kendini beğenmişlik Allah katında diğer günahlardan daha kötü bir davranış biçimidir. Öyle ki Peygamberimiz (S) ; Allah mü’min için günahı, kendini beğenmişlikten daha hayırlı kabul etmiştir. Aksi taktirde hiçbir mü’mini günaha müptela kılmazdı. Çünkü yine Peygamberimizin (S) dediği gibi; Kendini beğenmişliğe kapılan, helak olur. Helake sebep olan şey kendini beğenen kimsenin kendisini düzeltmeyi aklından bile geçirmemesidir. Bu kimseler günahlardan kurtulmayı hiçbir zaman düşünmezler. Kendini beğenmişliğin kalın örtüsü işlemiş oldukları günahları görmelerini engellemektedir. Ayrıca kendini beğenmişlik, ikiyüzlülük ve büyüklenme gibi şirk kabul edilen ve insanı dinden çıkaran davranışlara sebebiyet verebilir. Zira kendini beğenen kişi kötü bir vasfının ya da eksikliğinin başkaları tarafından bilinmesinden utanç duyar. Böylelikle yalnız Allah için yapılmış olması gereken Salih amelleri olmayacağından öte dünyada büyük sıkıntılarla yüz yüze kalacaktır.

O halde bizler için Allah’ın mesajlarını yaşıyor olmamız ya da amellerimizin salih olması hatalarımızdan arındığımız manasına gelmemeli. Bu hastalık kişilerde daha çok ilahi olan sorumluluklar alma noktasında umursamazlık, kendini ağırdan alma, nazlanma şeklinde belirtiler gösterir demiştik. İslam üzere ilim sahibi olmak, elde ettiğimiz bilgileri güzel bir üslupla paylaşmak ve bütün bunlardan dolayı çevremizden övgü ve saygı görüyor olmak bizleri bencil ve kendini beğenen bir şahsiyete dönüştürmemelidir. Ne kadar ilim sahibi olursak olalım, bizleri dinleyen ne kadar çok kardeşimiz olursa olsun, Müslümanlarla aramıza mesafe koymamalıyız. Konumumuz, makamımız, statümüz ne olursa olsun herkes bizlerle kardeşlik şuuru içerisinde görüşebilmeli. Çünkü Müslüman kişi tevazu sahibi olan kişidir.

Bu noktada genel olarak kendini beğenen kişilerin özelliklerinden bahsetmek istiyorum.

Kendini beğenmiş kişi aynı Kitaba aynı Allah’a inanmasına rağmen kardeşlerini dinlemez. Her şeyi bildiklerini düşündükleri için buna ihtiyaç duymazlar. Hep kendileri konuşmak isterler. Fikir alış-verişinde sürekli olarak kendi söylediklerinin onaylanmasını isterler. Örneğin; çok samimi duygularla bu durumun söz konusu olduğu bir kardeşinizle biraraya gelseniz, istişare edip İslam için öneriler sunsanız, bütün bu içten önerileri aksi yönde hiçbir Kur'ani delil söz konusu değilken sırf siz söylediniz diye karşı çıkıp kendisi öneriler sıralamaya başlar. Kendisinin önerdiği konular benimsenmediği sürece de hiçbir zaman bir yol üzerinde anlaşmaya varamazsınız. İş bazen öyle bir hal alır ki, kendisinin daha önce savunduğu fikirleri bile söz konusu etseniz onlara bile siz söylüyorsunuz diye karşı çıkacaktır. Halbuki Müminlerin en büyük özelliklerinden birisi sözü dinlemeleri ve en güzeline uymalarıdır. Bu tarz kardeşlerinize ancak kendilerini överek bir şeyler sunacak olursanız bunu doğru olarak kabul edip itirazda bulunmazlar. Bu ise İslam'ın doğru anlaşılmasının ve birlikte yol alınmasının karşısında büyük bir engel teşkil etmektedir. Bu kardeş her ne kadar bütün yaptığı şeyleri İslam'a nispet etse de gerçekte kendisinin ön plana çıkmasıyla ilgili düşüncelerinin olduğu bir gerçektir. Bu şekliyle islam'ın maslahatını gözetmesi söz konusu değildir. Kardeşleriyle yaşadığı anlaşmazlıkların birçoğu da kendi benine yöneltilen eleştiriler dolayısıyladır. Yoksa İslam adına yapılan haksızlıklara ciddi bir itirazı yoktur. Bütün yapıp ettiği şeyler kendi beni etrafında döner. Bu tarz davranışlar ise kendini beğenmişlik belirtileridir. Üzerinde kendini beğenmişlik hastalığı olmayan kardeşlerimiz İslam fayda görecekse haklı olduğu konularda bile geri durmayı tercih ederler. Çünkü fitneden korkarlar ve Allah’ın onları görüp, işittiği bilinciyle hareket ederler. Başkalarının onlar hakkında ne düşündüğü önemli değildir. Zaten bu gibi durumlarda haklılıklarımızdan vaz geçmek günahlarımıza keffaret olacaktır.

Empati kurmazlar yani kardeşlerinin ne hissettiği anlama yetenekleri gelişmemiştir. 'Ben' merkezcidirler. Yaptıkları şeylerin başkalarına zarar vermesini umursamazlar. Ve pek tabii eleştirilmekten hoşlanmazlar. Hatta bu öyle bir hal alır ki, eleştiriler o kardeşinizin size küsmesine ve sizinle olan ilişkilerini askıya almasına sebep olur.

Kardeşlerine değer vermezler. Başarılarının hep kendi çabalarıyla gerçekleştiğini düşünürler. Oysa kardeşlerimizi sevmek cennetin anahtarıdır.

Devamlı övgü, takdir edilme çabası içerisindedirler. Övgü görme kendini beğenen kişinin gıdasıdır. Çoğu zaman bu kişilerin yaptıkları işlerin anlamsız olduğunu görürüz. Neden bu şekilde davrandıklarını anlamak güçtür.

Özellikle topluluk içersinde statüsü ne olursa olsun sizlerle kardeşlik ilişkilerini saçma sapan sebeplerle anlamsız bir şekilde kesen bu insanlarda gizli ya da açık kendini beğenmişlik hastalığı vardır. Tecrübeli kardeşlerimiz iyi bilirler, öyle üst seviyede Müslümanlar vardır ki hiçbir ortak buluşma noktaları yoktur. Haklı bile olsa sunulan her şeye itiraz ederler. Söylenmemeli, ama içinizden ‘’ya keşke bu adam Müslüman olmasa ne iyi olurdu’’ dediğiniz olur. Çünkü üzerine giydiği kendini beğenmişlik elbisesi çevresinde bulunan herkese zarar vermektedir. Tartışma biçimi Kur'an'ın hakemliğinde gerçekleşmez, aksine kendisinin haklı görülmesini sağlayacak şekilde diğer kardeşlerine sürekli itiraz ederler.

Peki, bu tarz kardeşlerimize karşı nasıl davranmalıyız ? Onların bu hastalıklarını kavramışsak ve onları kazanmak istiyorsak onları kesinlikle eleştirmemeliyiz. Aksi halde bizleri düşman olarak algılayacakları için aradaki iletişim tamamen kopabilir. Yapmamız gereken şey onları besleyecek söz ve davranışlara son vermektir. Kesinlikle tevazu göstermemeli, açık ve kararlı bir şekilde davranışlarını onaylamadığımızı hissettirmeliyiz. Kendilerine hayran olmadığımızı anlamalarını sağlamalıyız. Bu tür insanlara övgü ile yaklaşıldığı takdirde hoşlarına gidecektir. Bu da içinde bulundukları topluma, diğer kardeşlerine ve kendinlerine zarar verecektir. Öyleyse kendini beğenmiş kardeşlerimizin yaptıklarına övgü dolu söz ve davranışlar eşliğinde onay vermemeliyiz. Zira kendini beğenmiş kişilerdeki bu duygu kardeşlerinden gelen övgülerle güçlenmektedir. Bu nedenle söz konusu kişilerin hayattan tat alıp almamaları Allah’ın rızasından çok diğer bireylerle yaşadıkları olumlu ya da olumsuz ilişkilerle ilgilidir.

İçlerinde sürekli olarak öne çıkma hevesi taşırlar. "Ben hatalıyım, şu şu yönlerim eksik" deme alışkanlıkları gelişmemiştir. Özrü sürekli olarak karşılarındaki kardeşlerinden beklerler. Öyle ki kardeşleriyle yaşadıkları sorunlarda İslami yaşantıları da etkilenir ve Müslüman olmaktan tat alamaz hale gelirler.

Buradaki en büyük tedavi şekli İslami yaşantımızın Salih ameller üzerine bina edilmesi meselesidir. Yani islam'ı yaşıyor olmamız kişilere ve o kişilerle olan ilişkilere bağlı olmamalı. Yaptığımız her şeyde yalnızca Allah’ın rızasını gözetmeliyiz. Eğer bu şekilde yaparsak, İslam üzerinde yol alıyor olmaktan vaz geçişimizin sebebini kişilerde aramayız. Bu şekliyle kendimizi tanıma ve eksikliklerimiz düzeltme şansımız olur. Bazı kardeşlerimiz insani ilişkilerde sorunlar yaşıyorlar ve bu sorunlar ayrılıklara ve küskünlüklere sebebiyet veriyor. Fakat kardeşinin pişmanlık duymasıyla yaptığı özrün karşı taraftaki kardeşi tarafından kabul edilmediğini görüyoruz. Gerçekten de bu korkunç bir durum. Özür kabul etmeyen bu kardeşimizin ‘’kendini beğenmiş’’ biri olma ihtimali de oldukça yüksektir ve bu durum işlediği salih amellerin boşa çıkmasına sebebiyet verecektir.

Elbette insanın kendini tanıyarak bu kötü hastalıktan kurtulması başkaları tarafından da gerçek manada sevilmesine sebep olacaktır. Kardeşleri kendisini seviyorsa bu Allah'ın da kendisini sevdiğinin göstergesidir. Pir Sultan Abdal’ın dediği gibi; "Cehennem de dal odun yoktur, herkes ateşini kendi götürür." Öyleyse kendimizi beğenmişlik hastalığından kurtulup Rabbimizin yanına bizi de yakacak olan ateşle gitmeyelim. Yaşadığımız hayatı Rabbimizin bizlere şartlı verdiğini, şartları yerine getirmediğimizde bizleri helak ederek bizi iyilerle değiştireceğini de unutmayalım.

Selam ve dua ile …

Hikmet ERTÜRK

Yorum Yaz